Üyelik Girişi
MENÜ

SON DAKİKA

Site Haritası

KUTLU DOĞUM -Baki ÖCAL

 KUTLU DOĞUM 

“Allah ve Melekleri Rasule salat ediyorlar. Ey Mü’minler! Siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle selam verin” (Ahzab:56)

 

Rasulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) dünyaya geldi. Gelişiyle yeryüzündeki tüm küfür ve şirk sistemlerinin yeri sallandı. Artık dünyadaki karanlık düşünceler, zorba yönetimler Allah’ın Rasulü’nün (Sallallahu aleyhi ve Selem) göndermesiyle son buldu. Son bulması bir daha olmayacağı anlamına gelmiyordu ancak, insanlık bu karanlığın karşısında bir de aydınlığın, adaletin, mutluluğun, insan olmanın da olabileceğini gördü. Onun hayatıyla örnekliği ile bunun gerçek olduğunu gördü. Onun ashabı (radiyallahu anhum) bunu, yaşantısı ile Rasül’e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olan ittibasıyla kendilerinden sonra gelenlere öğretti. Bundan sonra fıtrat sahibi her insan bunu özler oldu hep onlar gibi olmanın mücadelesini verdi. Ashab (radiyallahu anhum) Nebi’ye (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olan bağlığını Allah'a olan itaatle ortaya koydu. Rasule olan itaatin de Allah'a itaat olduğunu bize gösterdi. Ashab yaptığı her işinde Rasulüllah’ı (Sallallahu aleyhi ve selem) tam örnek aldı ve bunun mümkün olduğunun en güzel örneğiydi. O’nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yapmadığına bidat demekle insanları bundan sakındırdı. Kimsenin kendi düşünce ve fikirlerinin Rasul’e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tabi olmadan İslam olmayacağını gösterdi. Günümüzde nasıl oldu da ona tabi olmanın şekli ve anlayışı değişti. Sevgimiz sahabenin sevgisine, tabi olmamız sahabenin tabi olmasına hiç benzemez oldu. Kendimizi Rasul’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) tabi olmayı sahabe kadar net olduğu iddiasından kurtaramaz olduk. Kutlu Doğum haftası etkinlikleri adı altında yapılan faaliyetler kendimizin ortaya koyduğu yanlışlıkları O’na (Sallallahu aleyhi ve sellem) olan sevgimizin sonucuymuş gibi ortaya attık. Nebi’ye (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olan sevgiyi konserlerle, musiki ile ortaya koyarken bunların gerçekte O’na olan sevgimizden mi yoksa hevamız böyle istediğinden mi yapıyoruz hiç hesap etmedik. Bu faaliyetleri yaparken artık helâlını haramını hesap etmekten öteye, kim daha fazla icraat yapar, bu günle alakalı kim daha çok harcama ve masraf yapar diye yarışa girdik. Bu harcamaları Rasul’e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olan sevginin en büyük alameti olarak ortaya koyduk. Bu günde masraftan kaçanı ise Rasule (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olan sevgisinin azlığından dolayı sanki kınar olduk (bugün olmasa da gelecekte kesin).

 

Namazı nasıl kılacağımızı, orucu nasıl tutacağımızı, haccı, zekatı nasıl ifa edeceğimizi onun sünnetinden öğreniyoruz da; Muhammed’in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dünyaya gelmesine nasıl sevinmemiz gerektiğini onun sünnetinden öğrenmiyoruz. Acaba O’nun sünnetinde nasıl sevinmemiz gerektiği olmadığından mı, yoksa emrolunmadığımız bir şeyi çok sevdiğimizden mi, yoksa şeytanın bizi emrolunmadığımız şeylere olan düşkünlüğümüzü bildiği içindir ki onun amelleri güzel göstermesine aldandığımızdan mı? Bir hafta içerisinde yapılan etkinliklerin bir yıl boyunca hayatımıza ne gibi bir etkisi olduğunu hiç hesap ettik mi? Gerçekten de bir hafta içerisinde yapılanlar bir yıl ihtiyacımızı görür mü? Acaba, Rasulüllah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizden böyle bir sevinmeyi mi istiyor, yoksa onun sünnetine hayatımız boyunca tabi olmamızı mı istiyor. Elbette herkes ikinci cevabı söyleyecek. Gerçekte baktığımızda ise kendimizi kandırmayalım, sadece birinci daha çok ilgimizi çekiyor. Amir memur ilişkisi içerisinde, emir komuta zinciriyle her müftülük kendi bünyesinde bir çalışma içerisinde, bu hafta düğünümüz var; yemekler, konserler, paneller, konuşmacılar, hediyeler, ücretini alarak (hediye) anlatılan siyerden kesitler…, bitti bu kadar. Çok yorucu bir hafta geçirdik. Çocuğumuzun doğum gününde yapılan süslemelere, hediyelere, kutlamalara dini açıdan ne olur diye Rasulüllah’a (Sallallahu aleyhi ve selem) sorsak; israftır haramdır ey ümmetim, yapmayın mı der; yoksa siz kendinize, çocuklarınıza, devlet büyüklerinize ve yakınlarınıza yapmayın deyip de, kendi doğum günü olduğunda yapabilirsiniz mi der acaba? Kendi için istemediğini ümmeti için ister mi? Bazen onun evinde günlerce duman tütmezken kendi için bu kadar masraflara giren ümmetine ne der acaba.

 Rasulüllah (Sallallahu aleyhi ve Selem): " Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı (Aleyhimusselam) aşırı yücelttikleri gibi siz de beni aşırı yüceltmeyin. Ben sadece ve sadece bir kulum. O halde Allahın kulu ve elçisi deyin. ( Buhari, Enbiya 64.48)  

Bir adam Rasulüllah’a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dedi ki; Ey Muhammed !! Ey Efendimiz !! Ey Efendimizin oğlu !! Ey en hayırlımız !! Ey en hayırlımızın oğlu!! Rasulüllah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hemen müdahale etti; Ey insanlar !!!! Sözlerinize dikkat edin ki şeytan sizleri hükmü altına almasın. Ben Abdullahın oğlu Muhammedim..! Allahın kulu ve Elçisiyim..! Vallahi beni, Allahın benim için verdiği konumumdan daha fazla yüceltmeye kalkmanız hoşuma gitmez..! (Buhari , Enbiya 64.48 ) diyor. Niye dediğinin tersini yapmayı onu sevmenin alameti olarak göstermeye çalışıyoruz. Biz Rasul’ü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından daha çok sevemeyeceğimize göre (hayatımız bunu gösterdiği için söylüyorum) ashabın Rasul’e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olan sevgisi bizim yaptığımız gibi değil, bunu niye anlamaya çalışmıyoruz da hala ısrarla bidat olan yollarla Rasul’e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olan sevgimizi göstermeye çalışıyoruz. Yapılan konserle iki saatimiz geçtiğini düşünün, bunun sonunda biz sünnetten hangi emri ve nehyi öğrenmiş oluyoruz? Konser esnasındaki duygular sazın ve namelerin etkisiyle mi, o anda duygulanmanın etkisiyle mi, yoksa yanımızdakinin ne için olduğunu bilmediğimiz duygulanmasından etkilenerek duygulanmayla mı, bunu bir düşünelim.

Rasulüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve O’nun ashabın hiç kullanmadığı çalgılarla (haşa) Allahın Nebisi nasıl anlaşılabilir (Bu çalgı aletleriyle Allahın esmau’l-husnası da söyleniyor, bu çok daha büyük bir vehamet). Nereye gidiyoruz, bir gün bunun geri dönüşü olmaz. Hıristiyanlar, çıkardıkları adetlerine din diye sarıldılar sonra da bırakamadılar. İyi niyetle çıkan ama İslam’da yeri olmayan adetler Hıristiyanlara benzemenin alametidir. Heva Dinin önüne geçince cahiller onu daha çok sever. Cahillerin benimsediğine alimler ses çıkarmazsa bir gün o heva dine dönüşür (kafalarda).

Dün konuşmayan alimler bu gün konuşunca dinlenmezler. Cahiller haklıymış gibi der ki, dün niye haram değildi de bu gün haram olsun. Hani hep derler ya, siz bir şey diyorsunuz ama dedelerimiz bunu niye yaptı, yanlış olsaydı dedelerimiz yapmazdı, o zaman hiç mi büyük alim yoktu, bir de bunların isimlerini sayarlar. Biz de bir gün gelecek neslin dedesi olacağız da, bizim yaptığımız cahiller için delil, alimler için ise zahmet ve uğraş olacak. Bizim de ismimizi sayarlarsa onların yaptığı günahın sebebini bize çıkarırlar da bu dünyadaki karşılığı olur (Allah muhafaza) Ahiretteki ise çok daha acıdır. Dünyada bir bidatin ortaya çıkmasına ben sebep olacağım da ahirette bunun karşılığı olmayacak öyle mi? Yanlış yaptığımız şeylerden vazgeçtiysek bunu arkamızdan gelenlere ve bizi kabul edenlere bunun yanlış olduğunu anlatmamız lazım ki ancak tevbe bu şekilde olur. İfsad ettiğimizi ıslah etmek budur. Rasulüllah’a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tabi olmaktan bahsediyoruz, daha işin başında onu sevmenin ortaya konulmasında ona itaatsizliğimizi ortaya koyarken, itaatsizlik içinde itaat nasıl anlatılır ya da ortaya konulur.

Allahın Nebisini seviyorsak derhal ona olan sevgimizi ortaya nasıl koyacağımızı O’ndan öğrenmeliyiz. Günde en az on salavat okumak, onun sünnetini yaşarken hayatımızda her gün, her ay veya her sene en az bir sünnet eklemek, O’nun sünnetine karşı konulan bidatleri mahvetmek için çalışmak. Belki diyeceksiniz biz de zaten bunu kast ediyoruz. Öyle de bunları yapmak için önce onun istemediği bir şeyi yapmakla başlanmaz ki. Kalpler ancak Allahın zikriyle mutmain olurken musiki konserleriyle hevanın yumuşayıp kalbin katılaştığı bir kalbe sünnet nasıl girmeye başlar. Daha ilk günden onun önünü kapamış oluruz. Bir program icrası için kaç lira harcanıyor hiç hesap ettiniz mi? Bu masraflara karşı Allahın Nebisi her halde kesin olarak şunu der, ümmetim yapmayın, ben sizden böyle istemedim. Beni kullanarak bu harcamaları yapmanızdan ötürü Allah Azze ve Celle; ya Muhammed! sen mi ümmetine benim doğum günümü kutlayın dedin, derse sizce ne der? Rusuh sahibi alimler şahit ki Allahın Nebisi böyle bir şey demedi. Dedi diyenler ona iftira etmişlerdir. Deseydi ona ilk önce bu ümmetin en hayırlı asrında yaşayan en hayırlı insanlar olan ashab bizden önce buna sarılırdı. Yoksa biz ashabı Rasul’ü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sevme konusunda geçtik mi? Dinin tüm emirlerinde onları geçemedik, bu kesin de her halde onu sevmedeki ortaya koyduğumuz fiiller onları geçtiğimizi gösteriyor! Hele şükür sahabeyi bir konuda geçtik mi diyelim? Seni nefsimden de çok seviyorum diyen Ömer’den (ra) daha mı çok sevdik ki onun da yapmadığını yapıyoruz. Ki Ömer’in (ra) Nebiyi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) nefsinden de çok sevdiğine Rasulüllah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şahitlik etti çünkü şimdi oldu ya Ömer, dedi. Mevlidin ortaya çıkışı (yazılma kastı başka olabilir, dini olarak uygulanması) İslam tarihinde bidatlerin en çok olduğu yıllara dayanır. Ne acıdır ki o günleri şimdi daha çok canlandırıyoruz. Sahi onun doğum gününü kutlamasak Allah ve Rasul’ü bize ne der? Rabbimiz bize bunun hesabını sorar mı, böyle bir emir var mı? Böyle bir emir yoksa başında da söylediğimiz gibi niye Allahın bize emretmediği bir şeyi ve Rasulü’nün de bizden istemediği, sünnet kılmadığı bir şeyi bu dindir diye bu kadar öne çıkarıyoruz? Bir zamanlar çiçekçilik sektörünü ihya ettik şu anda da matbaacılık, müzisyenlik, televizyonculuk alanını ihya ediyoruz. Sünnetin yazıldığı kitaplar basılacağı yerde, KUTLU DOĞUM şu günde falanca devlet erkanı ve sanatçıların katılacağı muhteşem bir törenle diye başlayan davetiyeleri basıyor. Ey ümmet! Belki farkında olmadan geri dönüşü olmayan çok büyük bir bidatin içine giriyoruz, bir daha çıkamayız, çıkarsak dinden çıkmak gibi algılanır da buna da ilk önce bu işten ekmek yiyenler karşı çıkar. Onlar dini alimlerden daha çok sever gibi görünerek bunun kalkmasına engel olmak için var güçleriyle çalışırlar. Başlangıçta iyi niyetle de olsa aramıza giren mevlit kasidesi hiç bundan sonra kolay kolay aramızdan çıkar mı? Ölülerimize olan saygının ifadesi iken, dini törenlerimizin vazgeçilmezi iken, aslında görevi dini, tevhidi Allah'a kulluğu anlatmak olan din görevlilerinin vazgeçilmez nameleriyle okunan bu mevlit bidatını kaldırmak ne mümkün! Hediye adı altında alınan paralar neyin karşılığı, sesinin mi, okuduklarının mı, insanlara helali ve haramı öğrettiğinin mi karşılığı? Bunları söylediğimde bana, iyi de bir sanatçıya şu kadar veriyorlar ben niye almayayım diyen kardeşim. Mevlit bittikten sonra istemese de mevlit sahibinin cebinden alamadığı gözleri bu bidatin ne kadar büyük bir yara açtığını, asli görevinin İslam’ı anlatmak olan bu kardeşimin ne ile uğraştığını görmek acı bir şey. Bunları söylerken bu işten uzak duran kardeşlerimi tenzih ederim. Zaten sözlerim alakalı olan kimseleredir. Kutlu doğum haftası etkinlikleri içinde musiki kabiliyeti olmayanlar, mevlit okumak için sesi yeteri derecede olmayanlar da kendilerine yeni bidatler üretmeye başladılar. Rasulüllaha 1001 hatim indirmek. Niye bir işi yaparken onun olup olmadığını öğrenmiyoruz. Ashaptan, tabiundan, hatta kendisine tabi olduğumuzu söylediğimiz ama hakkında çok şey bilmediğimiz (hiç olmazsa Celaleddin Rumi hakkında bildiğimiz kadar) mezhep imamımız Ebu Hanife’den (rh) bu konuda bize gelen nedir diye hiç baktık m? Diğer mezhep imamlarına hiç bakmamıza gerek yok çünkü onlardan biri şöyle dedi desek, ha öyle mi onlar şafi, maliki, Hanbeli diyecekleri için (Rahmetullahi aleyhim). Anlaşılan şu ki biz, ashabın, tabiunun, mezhep imamlarımızın hatta Rasulüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem)  bile söylemeyi unuttuğu bir sünneti yaşamaya çalışıyoruz. Öyle ya olay bu kadar büyük, amel de bu kadar güzel olduğuna göre onların elde edemediği ve bir daha dünyaya gelmeleri mümkün olmadığı için elde etmeleri mümkün olmayan bu sevabı biz alacağız! Hem nefislerimizi memnun edeceğiz hem de dinimizi ve Rasulüllah’ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) en güzel şekilde yad etmiş olacağız. Bunun adı yad etmektir, yani başka bir tabirle anmadır. Anma günleri, yani hatırlama günleri, unutulan şeyleri anmak! Ey Allahın nebisi seni de anacağız. Hayatımızda bir hafta seni anmakla geçireceğiz. Sen merhamet sahibi Allahın kulu ve Rasulü sen ümmetine çok merhametlisin bizden bu kadar masrafa girerek seni anmayı bizden sen istemedin, bunu biz ihdas ettik. Sen her ne kadar “kim ki bizim şu yaptığımızın dışında bir şey ortaya korsa o reddedilmiştir” desen de biz yaptık sen kabul buyur! Olay sadece sevgi izhar etmek değil, bunun doğru mu yanlış mı olduğunu önce öğrenmekten geçer. İmam Malik’in (rh.a) dediği gibi; “Dün Din olmayan bugün de din   olamaz.”

 

 

Baki ÖCAL  


Yorumlar - Yorum Yaz


Namaz Vakitleri

Tarih ve Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 4°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.85643.8718
Euro4.54804.5662
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam17
Toplam Ziyaret80223